More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  Serkan Özçalık'tan Türki...PhotosProfileFriendsMore Tools Explore the Spaces community

Ortada kuyu var yandan geç

paradoxag1
 
Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken
çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü.

Kendi kendine:
"İçinde hangi yiyecek var acaba?" diye düşündü.

Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı
olduğunu anladığında yıkılmıştı.

"Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!"
diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.

Çevik ve hızlı hareket etmesinden dolayı fareyi
kıskanan evin diğer hayvanları bahçedeydi.

Minik fareyi telaş içinde gören tavuk,
umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı
ve gıdakladı:
"Zavallı farecik... Bu senin sorunun, benim değil.
Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın" dedi.
"Ee sonun geldi küçük fare" diye de gülümsedi.

Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla
domuzun yanına koştu ve
"Evde bir fare kapanı var! Evde bir fare kapanı var!"
diye adeta çırpındı.
Domuz ise "Çok üzgünüm fare kardeş ama
dua etmekten başka yapacağım bir şey yok.
Dualarımda olacağından emin ol" dedi.

Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve
"Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi.
İnek;
"Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama
beni hiç ilgilendirmiyor." dedi.

Hepsinin amacı biran önce fareden kurtulmaktı.
Fırsat buldukça,hepsi fareyi evsahibine şikayet ediyorlardı.
Kuyusunu
kazıyorlardı.

Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü.
Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak
zorunda olduğunu anladı.

O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı.
Minik farecik aç ve susuzdu.
Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu.
Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu.

Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından
fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir
yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti.

Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden
çiftçinin karısını ısırdı.
Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü.
Doktor, zehiri temizledi sardı.
Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı.
Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu.
Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu.

Doktor ilaçlar ile birlikte hergün taze tavuk suyu
çorbası içmesi gerektiğini söyledi,
çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu...

Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi.
Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler.
Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti.
Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu.
Yılan, belli ki çok zehirliydi.
Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü.

Cenazeye çok sayıda kişi gelince,hepsine yeterli
et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı.

Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi...

Zor durumlarda bile umudumuzu ve
kendimize olan güvenimizi asla kaybetmeyelim...

ayrıca unutmayalım;

Bugün bizi ilgilendirmediğini düşündüğümüz
bir tehlike,yarın bizim içinde tehlikeli olabilir...
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bu fotoğrafa bakıpta ağlamamak imkansız!..

Bu%20fotoğrafa%20bakıpta%20ağlamamak%20imkansız!..%20

Çin'de meydana gelen son depremde objektiflere yansıyan bu kare, annelik duygusunun ne olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Çin'in Sichuan eyaletinde hafta sonunda meydana gelen depremde can kaybı sayısı 32'ye yükseldi, onbinlerce ev kullanılamaz hale geldi. Yeni Çin haber ajansı Şinhua'nın haberine göre, cumartesi günü meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki depremde Sichuan'da 27, komşu eyalet Yunnan'da 5 kişi hayatını kaybetti.

Bir anne ile küçük oğlunun cesetleri bu sabah enkaz altından çıkarıldı. 70 bin kişinin öldüğü 12 Mayıs depreminden kurtulmayı başaran kadın, bu kez bedeniyle korumaya çalıştığı oğlunu kurtaramadı. Anne ile oğulun bedenleri işte böyle birbirine sarılmış olarak bulundu.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Savaşın içinde çocuk olmak


      Savaşların bol olduğu bir coğrafyada çocuk olmak çok zor. Savaşın acılarını ve izlerini silmek bir yana yaşamda kalmak ve yaşamını devam ettirmek ayrıca zor bu coğrafyalar için. Müslüman dünyasının kutsal dönemini yaşadığı şu Ramazan ayında yine Müslüman olan bazı coğrafyaların neler çektiğini hiç düşündük mü acaba?
     Afganistan'da, Irak'ta, Lübnan'da ya da Filistin'de kitleler ne durumda, insanlar hangi zorluklar altında yaşıyor? Sadece Müslüman dünyasında değil, şiddete ve açlığa esir olmuş bazı Latin Amerika ülkelerinde yaşanan sefalete ne demeli?
    İşte yaşamın bu kadar zor ve acımasız olduğu bu yerlerde çocuk olmak çok daha zor. Çünkü yaşama karşı bir direnciniz yok. Hayata tutunmak bir çocuğun elinde değil çoğu zaman. Büyükleri ona bir gelecek hazırlamazsa ya da hazırlayamazsa çocuklar sonu bilinmeyen bir girdaba doğru sürüklenmeye başlıyorlar. Afganistan'da olan son bombardımanda 90 sivil(içinde kadın ve çocuklar da vardı) hayatını kaybederken bütün dünya rutin işlerine devam etti. Buradaki savunmasız insanlar bilmedikleri ve anlayamadıkları bir savaşın kurbanı oldular. Bu haksızlık üzerine kurulmuş bir savaştır ve açıklaması yoktur.
     Topraklarınıza yapılan bir saldırıyı savunmak en tabii hakkınızdır. Ancak ülkenizden binlerce kilometre uzakta savunmasız insanların üzerine bomba yağdırmak savunma amaçlı olamaz. Bu insanlığa karşı işlenen bir suç halini alır. İşte bütün insanlık bu tarz yapılan saldırılara karşı toplumsal refleks göstermelidir. Ülkeler diplomatik düzeyde notalar vermelidir diyeceğim ama nerde? Politik dünya öyle bir kuytunun içine düşmüş ki, boş konular ve zaman geçirici oyalama taktikleri dışında büyüklerin tartıştığı hiçbir şey yok.
    Kısacası filler tepişirken olan her zaman otlara oluyor. Ezilen hep en alttaki oluyor.
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Ramazan Müjdesi

Ramazan'ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar.. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü'minlerin çevresini sarar. Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı...
Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü'minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manâsıyla bir bayram havası yaşanır.

Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur'ân-ı Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.

Mü'minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.

Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler tatlı bir ânı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi pekçok nimete de mazhar olurlar.

Ubâde bin Samit anlatıyor:
Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:

"İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah'ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah'a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah'ın rahmetinden nasibini alamayandır."(1)

Ramazan her yönüyle bir ibadet mevsimidir. Her mü'min namazı, orucu, iyilikleri hizmetleri ve duâsıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah'tan af diler. Rabbine niyazda bulunur.

Cenâb-ı Hak da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder, rahmetine garkeder.

Ramazan ayının kudsiyet ve bereketini bildiren şu hadis-i şerifi birlikte okuyalım. Peygamber Efendimiz geniş anlamda bu hususu dikkatimize vermektedir.

Selmân-ı Fârisî (r.a.) anlatıyor:
Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam Şaban ayının son günlerinde bize irad ettiği bir hutbede şöyle buyurdu:

"
Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.
Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.
Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.
Bu ay yardımlaşma ayıdır.
Bu ay mü'minlerin rızkını arttıracak aydır.
Bu ayda her kim oruçlu bir mü'mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.
"

Ashâb-ı Kiramdan bazıları, "Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz" dediler.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü'mine iftar ettirene de verir" buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:

"
Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.
Bu ayda kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allah da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.
Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız.

Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah'tan mağfiret dilemenizdir.
Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah'tan Cenneti istemek, diğeri de Cehennemden Allah'a sığınmaktır.
Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.
(2)

Kaynaklar:
(1) et-Tergib ve't-Terhîb, 2:99.
(2) A.g.e, 2:94.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Ramazan güzeldir...

Dindar olmasan da güzeldir Ramazan.
Iskalanmaması,
tadına varılması gereken çok özel bir dönemdir.

Ramazan;
sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.
Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.

Eski günlerdir;
anneannendir, dedendir,
oradan oraya koşturan aç annendir.

Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve
oyun havalarıdır.

Gün batımına yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezandır.

Alışveriş sonrası verilmiş imsakiye,
abur cubura uzun aradır.

Minarelerdeki renkli floresanlar,
akşam sokakta atılan volta,
ciğerin en derinine çekilmiş dumandır.

Yetişilememiş bir iftar, uyanılamamış bir sahur,
erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.

Bir ortaklık duygusudur Ramazan.

Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
Hep birlikteliktir.

Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,
ödülünü de beraber paylaşmadır.

Çevrende onca gönülle aç kalmış insan varken,
“sizinleyim – ben de yemiyorum !” dur.

Arkasından gelen bayram,

öpülen eller, açılmış kollar,

belki bir daha asla olamayacak
sımsıkı kucaklaşmalardır.

“İyi dilekler”dir Ramazan.

Yüzyıllardır süregelen bir paylaşma dönemini ıskalamayın.

Dindar olmasan da,

tek dua bilmesen de,

çok güzeldir Ramazan.

Tadına varın...
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kör Kuyu

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.
Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte.
Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı, belki üzerine de toprak dökülmüştü.
Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, üzerindeki toprakta biten otları yemek isteyen
eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm diye eşegi yuttu kuyu.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde.
Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.
Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor.
Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavalle hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı.
Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı.
Sonunda karar verildi ki kurtarmak icin çalışmaya değmez.
Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek ve hayvanı kuyuya gömmek.
Ellerine aldıklari küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü.
Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi
ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu.
Köylüler ağzı açık kalakaldı.

; Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. (Ne bazeni, çoğu zaman.)
Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil,
düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.
Kör kuyuda olsak bile!’

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

30 Ağustos Zafer Bayramı

Zafer Bayramı, 26 Ağustos 1922 tarihi’nde başlayıp, 30 Ağustos 1922 tarihi’nde Dumlupınar’da zaferle sonuçlanan, başkumandanlığını Mustafa Kemal‘in yaptığı Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni (Büyük Taarruz) anmak için her yıl 30 Ağustos‘ta coşkuyla kutlanan Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bayramıdır.

30 Ağustos Zafer Bayramı ile ilgili bazı Ayrıntılar:

-Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir’de kutlanmıştır.
-30 Ağustos, 1935 yılı Mayıs ayında Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmiştir.
-Zafer Bayramı, her yıl tüm yurtta törenlerle kutlanır.
-Devlet erkânı ve bir çok vatandaş,30 Ağustos günü Ankara’da Anıtkabir’i ziyaret eder
-Bütün illerde vatandaşlarımız anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, Mustafa Kemal Atatürk’e ve silâh arkadaşlarına şükran ve minnetlerini sunar.
-Askerî birlik olan her yerleşim yerinde geçit törenleri düzenlenir.
-Dış temsilciliklerimizde günün anlam ve önemine ilişkin çeşitli kutlamalar yapılır.
-30 Ağustos günü, Türkiye’de resmî tatildir.
-Kara Harp Okulu her yıl 30 Ağustos’ta mezun verir.
-Tüm subay rütbe değişiklikleri de 30 Ağustos tarihinde geçerlilik kazanır.

GÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.

Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919′da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920′de TBMM’yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara oluyordu.

TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. “Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü”nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu’da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar’a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” emrini verdi.

Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal’e “gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.

Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı’ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.
1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld”. İstanbul’daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal’in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922′de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos’ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis’te vardı.

Bu savaş, Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.

Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir’e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922′de İzmir’in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline “dur” diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.

Bağımsızlığı elinden alınmaya çalışılan Türk ulusunun dirilişini ve topyekun olarak dünyaya başkaldırışını simgeleyen 30 ağustos günü tarihi bir zafere şahitlik etmiştir.

Bugün, vatanı için şehitlik mertebesine ulaşmış atalarımızı anma ve vicdan borcumuzu ödeme günüdür. Bizlere düşen, savaş meydanlarında vatanı savunmak için can pahasına elde edilen zaferleri bilim, sanat, spor ve ekonomi alanlarında elde edeceğimiz yeni zaferlerle taçlandırmak ve dünyaya hatırlatmaktır.

Bu mutlu günde, zaferi bize yaşatan Atatürk ve kahraman Türk Ordusu’na şükran ve minnetlerimizi sunarken, ulusumuzun da Zafer Bayramını kutlarım.EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Atatürk'ün Yasaklanan Belgeseli "Türkiye'nin Kalbi Ankara"

Atatürk'ün isteği üzerine Rus yapımcılar tarafından çekilen ancak 1969 yılında TRT'de gösterildiği sırada dönemin TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak tarafından gece baskınıyla yayından yarım kesilerek apar topar kaldırılan "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeseli Çankaya Köşkü'nün internet sitesinde yayınlanmaya başlandı biliyorsunuz.Cumhurbaşkanlığı'nın yenilenen www.cankaya.gov.tr adresli internet sitesinde Atatürk Özel bölümü içinde videolar başlığı altında 1934 tarihli Sovyetler Birliği yapımı "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeseli de yer aldı.Resmi sitede izleyebilirsiniz ancak yoğunluktan dolayı biraz geç olabilir.
Google Videodan buraya çektim siz de izleyin acaba neden yasaklandı önceden?

   

ATATÜRK'ÜN İSTEĞİYLE ÇEKİLMİŞTİ

Yıllardır hiçbir yerde gösterilmeyerek yasaklı kalan belgeselin çekimi Atatürk'ün özel isteğiyle oldu. Atatürk'ün Cumhuriyet'in 10. kuruluş yıldönümü dolayısıyla bir belgesel çekilmesini istemesi üzerine Sovyetler Birliği'ne teklif götürüldü ve genç yönetmen Sergey Yutkoviç Türkiye'ye gelerek belgeselin çekimlerine başladı.
Belgeselde Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınması ve yaralarını sarması Ankara özelinde anlatıldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye-Sovyetler Birliği dayanışmasının vurgulandığı belgeselde Cumhuriyet'in 10. kuruluş yıldönümü törenlerinin de geniş bir biçimde yer alıyor. Belgesel sinema tarihi açısından büyük önem taşıyan Türkiye'nin Kalbi Ankara'da 10. yıl Marşı'nın yanı sıra Sovyetler Birliği Milli Savunma Bakanı Voroşilov'un Türkiye'yi ziyaretiyle ilgili olan bölümünde Enternasyonal Marşı da çalınıyor. Belgesel, Cumhuriyeti anlatan ilk belgesel olması açısından da büyük önem taşıyor.

TRT GENEL MÜDÜRÜ YAYINI BASTI


1969 yılına kadar kimsenin pek fazla bilmediği belgesel TRT'deki gösterimi sırasında TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak'ın TRT'yi basmasına ve filmi engellemesine neden oldu. Atatürk'ün ölümünün 31. yıldönümü dolayısıyla 10 Kasım 1969'da TRT'nin özel yayını sırasında gösterilen filmin ardından TRT Program Daire Başkanı Mahmut tali Öngören'in görevine önce ara verildi ardından görevinden atıldı. O gecenin yayın sorumlusu gazeteci Varlık Özmenek ise disiplin cezasına çarptırıldı ve 12 Mart'ın ardından o da TRT'den atıldı.

BU FİLM ANCAK MOSKOVA'DA SEYRETTİRİLİR

Özmenek, 10 Kasım 1969'da programın nasıl yayından kaldırıldığını ve yaşadıklarını ANKA'ya anlattı. O gece Atatürk'le ilgili özel bir yayın paketi hazırladıklarını ve paketin sonunda da "Türkiye'nin Kalbi Ankara" belgeselinin göstermeyi planladıklarını söyleyen Özmenek yaşadıklarını geceyi şöyle anlattı:
"Filmi bilen ve bulan kişi benim. Sovyetler Birliği Elçiliğinden istedik onlar da filmin orijinalini bulup bize getirdiler. Filmin gösterildiği sırada biz yayın odasındaydık. Ben yayın sorumlusu Mahmut tali Öngören de Program Dairesi Başkanıydı. Televizyon yayınlarınıo dönemde Mithatpaşa Caddesi üzerinde bir apartmanda yapıyorduk. Filmin ortalarına doğru TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak stüdyoya geldi ve "Bu film ancak Moskova'da seyrettirilebilir. Yayını kesin' diyerek yayını durdurdu. Bu olay galiba dünya televizyon yayıncılık tarihinde de bir ilk oldu. Adnan Öztrak geldiği zaman ben anladım ki filmi bilmiyor. Oysa film Atatürk'ün ricası üzerine çekilmişti. Türkiye o zamana kadar 10. yıl marşını bile bilmiyordu, bu filmle birlikte öğrendi. Şimdi bu marş banka reklamlarında bile çalıyor.
Öbür gün yer yerinden oynadı ve savcılık hareket geçti. Diğer gün de TRT Yönetim Kurulu toplandı. Mahmut Bey'in görevine ara verildi bana da disiplin cezası verildi. Savcılık ise daha sonra takipsizlik verdi."

HALA ÖZÜR DİLEYEBİLİRLER

Özmenek, yayın durdurmanın özerk, demokratik yayıncılığa karşı ve özgür düşünceye karşı acımasız ve vandal bir olay olduğunu söyleyerek kendilerine bunu yapanların hala özür dileyebileceğini belirtti. TRT yayınlandığında olay olan ve yayını durdurulan belgeselin yıllar sonra Çankaya Köşkü'nün internet sitesinde yayınlanmasını olması gereken bir uygulama olarak değerlendiren Özmenek, "Film Cumhuriyet'in kurucusunun isteği üzerine yapılmış ve dünya belgeselcilik tarihinde de önemli bir yeri var. Hem sinematografik anlamda, hem kültürel ve tarihsel olarak önemlidir. Bugün Çankaya'nın sitesinde olması sadece olması gereken uygar bir davranıştır, uygar bir işlemdir" dedi.
Haber kısımları
haber7.comdan alıntıdır
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kim daha barbar?

  
Bir çoğumuz fast foot yiyiyoruz,bırakmamız için nice sebep varken tek caydırıcı alınan kilolar.Peki ya tüm dünyada yüzlerce şubesi olan,hergün binlerce tavuk-et satan bu yerlerde hayvanlar hangi şartlar altında yetiştirilip kesiliyor,hiç düşündünüzmü?
Bu videoları izlediğimde kanım dondu.Hatta aşağıdaki videoyu yarısında kapattım.İzleyeceğiniz bu yerlerden biri Ünlü bir markanın Tavuk Çiftliği,diğerinin dünyaca ünlü fast food mekanlarına ait çiftlikler olduğu söyleniyor.

Görüntülerde yemek yemesin diye gagası kesilen,bir gecede hormonla büyütülen tavuklar,duvara çarpılarak ve sopayla vurularak öldürülen hindiler,bir yere asılarak boğazının bir kısmı kesilerek can çekiştirilen hayvanlar göreceksiniz.
Bu görüntüleri izledikten sonra bu yerleri taşlamak isteğiyle doldu içim.Canlılara böylesine eziyet edilen yerlere biz milyonlarca doları resmen bağışlıyoruz.

Şu durumda soruyorum size,kurban bayramlarında hayvanları kestiği için barbar ilan edilen,her bayram döneminde yabancı basında çarşaf çarşaf fotoları çıkan Türklermi yoksa hayvanları bunca acıya maruz bırakarak can çekiştirenlermi daha barbar?!

Bu markaları kendimce sonuna kadar boykot ediyorum.Lütfen sizlerde en azından,hastalıklı,sakat ve can çekiştirilerek öldürüldüğü için leş olmuş bu yiyecekleri çocuklarınızdan uzak tutun.

  
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Siyonizm Kükredi

Osetya bizim Çerkezlerin anavatanı.. Çok büyük değer veriyorlar. Hatta duymuştum, bazı Çerkez vatandaşlarımız kızlarına “Osetya” ismini vermiş.

Şimdi Güney Osetya’da kan dökülüyor soykırıma başvuruluyor.
Gürcistan bunu ne uğruna yapıyor? İsrail çıkarları uğruna yapıyor. İsrail’in gözü Kafkas petrollerinden çıkar sağlamaktadır. Ayrıca Rusya’nın Kafkas bölgesine Amerikan emperyalizmi girmek zorunda. Böyle hesaplar var.

ABD Rusya’ya meydan okumuş çok sert konuşmuş. Gürcistan’a yardım ve takviye için savaş uçakları dolu bir gemisini yola çıkarmış. Bunu güya insanlık namına yapıyormuş. Artık bu hikâyelere çocuklar bile inanmıyor.

Yola çıkan savaş uçağı bizim boğazlarımızdan geçecek. Biz elbette izin vereceğiz çünkü ABD’nin ve İsrail’in köpeğiyiz. Bu budur. Allaha kul olmaktan üşenince zalimlerin bekçi köpeği, çoban köpeği olduk. Kurtulmamız çok zor. İtaat etmeye, köpeklik yapmaya her yönden mecburuz. Elimiz mahkûm.

Türkler, Kürtler, Çerkezler… Türkiye halklarının tümü; Allahın kitabından kendimizi tamamıyla soyutladık. Peygamber efendimizden tamamen yüz çevirdik başka başka yolları tutturunca böyle aciz kaldık. Hiçbirimiz o lanet geminin boğazlarımızdan geçmesini engelleyemeyeceğiz.

ABD gemiyi bize danışmadan bizi hesaba bile katmadan yola çıkardıysa o gemi boğazlarımızdan geçecek demektir. Her zaman olduğu gibi milletçe bir defa daha zalimlerle işbirlikçilik yapıp vebal altına gireceğiz. Hepimiz sorumluyuz.

Siyonizm dünyada saltanatını sürdürüyor. PKK sorunu da onların bir oyunu. Kendi vatanımızdaki siyonist elebaşları bu PKK fitnesinin ne bitmesine izin veriyor ne de Doğu halkımızı perişanlıktan kurtarıyor. Onları biz baştacı ediyoruz belamızı buluyoruz.

Diğer notlar:
Türkiye’deki Çerkezlerin hemen hepsi veya tümü müslümandır. Osetya’da öyle değil. Hıristiyanları da var. Türkiyedekilerin ise çoğunluğu kendilerine has bir milliyetçilik içindedirler. Birbirlerini çok tutarlar. Bazıları Türkleri hiç sevmez. Bazı Çerkezler kendilerini çok üstün bir millet olarak görür. Aynı özellikler Türklerde de var. Kürtlerde de var. Kısacası birbirimizi dışlamada, üstünlük taslamada, millî kibirde millî gururda birbirimizden farkımız yok. İşte bu gibi anlamsız faydasız şeylerle birbirimizden kopmuşuz. Din kardeşliğimiz kalmamış.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kral ve eşleri...

Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın 4 eşi varmış.

Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini en iyisini ona verirmiş..

Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş..
İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiş..
Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral birinci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş…

Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapayalnız kalmaktan çok korktuğu için, eşlerinden hangisin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş…

En çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolculuğunda kendine eşlik etmek ister mi diye sorduğunda aldığı yanıt kalbine bıçak gibi saplanan kısa ve net “mümkün değil” olmuş..

Hayatım boyunca seni sevdim. Sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin sorusuna üçüncü eşi de “hayır, hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim” diye yanıt vermiş…

Kral bir kez daha yıkılmış.

Her sorunumda her zaman yanımda olan bana yardım eden sendin, bu sorunumda da bana yardımcı olur musun talebine karşı ikinci eşinden; “bu sorunun için hiç bir şey yapamam,olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım” karşılığını almış…

Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesi ile irkilmiş.

“nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim…”

Ahh diye inlemiş kral ;
“keşke bir şansım daha olsaydı…”

Yaşamda hepimiz 4 eşliyiz aslında…

-Dördüncü eşimiz vücudumuz. Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir..

-Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür. Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır..

-İkinci eş,ailemiz ve dostlarımızdır. Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır..

-Birinci eş ise ruhumuz..

Bizimle gelir…

Unutmayın;

Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar.
Kazandıklarımız değil, biriktirdiklerimiz bizi zengin yapar.
Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar.
Başkalarına verdiğimiz öğütler değil, bizzat uyguladıklarımız bizi insan yapar…
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

20 Önemli Ders

20 önemli ders

Hayattan ögrenebilecegimz dersleri illa okumamıza gerek yok..Aslında yaşarken hayat zaten iyi yada kötü ( genelde bana kötü) dersler veriyor..Ama hayat bize ders vermeden önce Andrew Galasetti isimli bir insan bize önerilerde bulunacak..

İşte bu 20 tane öneri; (okunamızda yarar var) 

1. Fırsatları siz yaratmalı ve kovalamalısınız:
Fırsatlar çok nadiren kendisini aramayan birilerinin kapısını çalar. Fırsatları siz yaratmalı ve kendiniz aramalısınız. İnisiyatifi ele alıp işleri sizin yürütmeniz ve kapıları sizin açtırmanız gerekecektir.

2. Olumsuz düşünce size sadece daha fazla olumsuzluk getirir:
Olumsuz düşüncelere odaklandığınızda bütün görüp göreceğiniz nimet olumsuzluğun kendisi olacaktır. Hayatta olumlu şeyleri aramazsanız, olumlu şeyler başınıza gelse bile siz onun sadece olumsuz yanlarını görebiliyor olabilirsiniz.

3. Bulunduğunuz konum, sizin neler yapabileceğinizi belirlemez:
Evsiz biri de olsanız, konaklarda da yaşasanız, zengin veya fakir de olsanız veya hatta üniversiteden tam notla mezun da olsanız veya sınıfta kalmış olsanız bile; bunların gelecekte bir etkisi yoktur. Bu görüş açısını destekleyecek çok fazla sayıda başarı öyküsü vardır. Eğer azminiz ve yeteniğiniz varsa ulaşamayacağınız nokta yoktur. Kendi sınırlarınızı ve ufkunuzu siz kendiniz tayin edersiniz.

4. Başkalarına yardımcı olamıyorsanız, kendinize de faydanız yoktur:
Sadece başkaları için kapıyı tutmak veya buna benzer basit bir jest bile olsa sizin hayatınızda mucizeler yaratır. Hem kendinizi harika hissedecek hem de yaptığınız iyilik hayat yolunda bir şekilde size geri dönecektir, siz farketseniz de farketmeseniz de… Başkalarına yardım etmiyorsanız, onlar da size yardım etmeyeceklerdir ve aslında yardım etmeleri de gerekmiyor demektir.

5. Kişisel tutkunuzu takip edin, para da sizi takip edecektir:
Tutkunuz varsa ve işinizi yaparken keyif alıyorsanız ben buna “iş” demem. O işte yeni bir şeyler yaratmak için odaklanın ve daha fazla tutkuyla davranırsanız eninde sonunda para size gelecektir. Eğer sadece paraya odaklanırsanız, para size gelmeyecektir çünkü siz sadece miktara odaklanmışsınız demektir, kaliteye değil.

6. Kendinizden keyif alın:
Mümkün olduğunca hoşça vakit geçirin, herşeyi ciddiye almayın. Endişelerinizi kenara itin ve keyifli şeyleri yakınınıza çekin.

7. Eğer kolay olsaydı herkes yapardı:
İşte bu yüzden “çabucak zengin olma” reçetelerinin hiçbiri işe yaramaz. Eğer bu kadar kolayu ve çabuk yoldan zengin olmam mümkün olsa o zaman herkes milyoner olurdu. Para kazanmak ve size verilen görevi başarmak sıkı çalışmayı gerektirir ama harcadığınız çabaların karşılığını en sonunda alırsınız.

8. Planlı olmak iyidir ama spontan olmak da iyidir:
İş hayatında ve özel hayatta geleceği planlamak önemlidir ama bu planı çabucak değiştirebilecek durumda olmak da önemlidir. Bazen çeşitli insanlar ve olaylar planlarınızla sizin aranıza girecektir, işte o yüzden yeri gelince planlarınızı değiştirmeniz veya iptal etmeniz gerekecektir. Arada bir spontan olun, o zaman hayat çok daha ilginçleşecektir.

9. Pek çok yeteneğiniz var:
Yetenekli bir atlet veya müzisyen olabilirsiniz ama belki de sizin bilmediğiniz on tane daha yeteneiğiniz olabilir. İnsanlar iyi yapabildikleri bir şey bulunca genellikle ona odaklanırlar ve daha başka hangi alanlarda yetenekleri olabileceğini düşünmezler.

10. Ödül almaksızın sıkı çalışmayın:
Eğer hayat yolunda kendinize iyi davranmıyorsanız, rüyalarınız gerçekleştirmek için sıkı çalışmanın anlamı nedir? Büyük veya küçük başardığınız her zorluğun uygun bir ödlü olmalıdır, bir günlük tatil veya bir dilim kek gibi…

11. Para mutluluk getirmez:
Dediğim gibi, peşinde koştuğunuz asıl amaç para olmamalı ama para kazandığınız zaman bir şeyleri başarmış olduğunuzu bilirsiniz. Bunu bilmek de güzel bir histir ve size mutluluk verir çünkü kendi istediklerinizi yapacak daha fazla zaman ve özgürlük kazandığınızı da bilirsiniz.

12. Başka birinin başına her zaman daha kötüsü gelmiştir:
Bazen kötü bir gün geçirmişsinizdir ama kötümserliğe kapılmadan önce durun ve düşünün, her gün sizden daha kötü bir gün geçirmiş milyonlarca insan var şu dünyada.

13. Başkalarına ihtiyacınız var:
Elinizden geldiğince dost kazanın, arkadaş edinin. Ve asla köprüleri yakmayın. Başarı için başka insanlara ihtiyacınız olacaktır.

14. Açık fikirli olmak, daha fazla bilgi edinmenin anahtarıdır:
Dünya hakkında daha fazla şey öğrenmek için açık fikirli olmanız gerekir. Herşeye bir şans verin.

15. Başarısızlık çok iyidir:
Başarıya giden en önemli adım değilse bile en önemli adımlardan biri başarısızlıktır. En azından bir kere başarısızlığa uğramanız şarttır ama bir kaç defa başarısızlığa uğrarsanız daha iyidir. Başka türlü öğrenmeniz mümkün olmayan bir sürü şeyi başarısızlıklarınızdan öğrenirsiniz. Ve bir gün nihayet başarıya ulaştığınızda bunun değerini daha iyi anlayacaksınız.

16. Pek çok insan gerçekten iyidir:
Bu gerçeği çok yakınlarda farkettim. Pek çok insan iyidir ama bunu yabancılara pek göstermezler. Siz onları tanıdıkça ve onlar da sizi tanıdıkça muhtemelen ne kadar iyi insanlar olduklarını göreceksiniz.

17. Sözler ve düşünceler herşeyi kontrol eder:
Söylediğiniz veya düşündüğünüz şeyler eninde sonunda gerçekleşir. Başarısız olacağınızı söylerseniz başarısız olursunuz çünkü bunun gerçekleşmesi için nasıl olsa bir yol bulacaksınız demektir. Başarılı olacağınızı söylerseniz de aynı şey olur, bunu gerçekleştirmek için nasıl olsa bir yol bulursunuz.

18. Bakış açınızı gerçekliğin ta kendisidir:
Bir olayı veya durumu nasıl görüyorsanız, o da öyle var olur. Bir şeyi trajik veya olumsuz olarak görüyorsanız, onun sizin için anlamı odur. Eğer bir şeyi heyecan verici ve olumlu olarak görüyorsanız, o zaman onun sizin için anlamı da öyle olacaktır.

19. İlham ve motivasyon her yerdedir:
Nerede olduğunuzun hiç önemi yok, orada mutlaka size ilham vercek veya sizi motive edecek bir şeyler vardır. Çok uzaktaki bir ülkede savaşa girmiş ve kendidinizi korkunç şartlar bulmuş olabilirsiniz ama gene de orada sizi hayatta tutacak ve daha iyi bir şeyler için çabalamanızı sağlayacak bir şeyler olacaktır. Size düşense o sebebi görüp tanımak ve asla kaybetmemektir.

20. Dünyayı değiştirebilirsiniz:
Her bir insanın doğrudan veya dolaylı olarak dünyayı değiştirebilme gücü vardır. Kendi hayatınızı değiştirdiğinizde doğrudan veya dolaylı olarak dünyayı da değiştirmiş olursunuz. Kendi hayatınızı veya etrafınızdaki insanların hayatını değiştirdiğinizde dünyayı değiştirmişsiniz demektir. Yaptığınız küçük şeylerin dünyada büyük etkileri olabilir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

AHMEDINEJAD VE TRAFİK


   İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ülkemize geldi. "Çalışma Ziyareti" olarak adlandırılan gezinin tamamı İstanbul'da geçti.
    Bu sayede Anıtkabir ziyaretini gerçekleştirmemiş oldu. Bildiğiniz gibi bu konu ziyaret öncesinde çok tartışılmış ve "resmi ziyaret" yerine "çalışma ziyareti" kavramı yadırganmıştı.
    İran ve Türkiye bu önemli görüşmede ciddi kararlar aldı ve mesajlar yayınladı. Ancak çok beklenen enerji anlaşması imzalanmadı. Sadece temenni düzeyinde kaldı.  Türkiye, bu ziyaret ile dünyaya çok önemli denge politikası mesajları vermiş oldu. Türkiye'nin yerini göstermesi açısından da tarihi bir ziyaret olduğunu belirtmeliyim...
   Ancak İstanbul'da yaşayanların hatırında bunlar değil, trafik çilesi kaldı. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad gelecek diye bir çok yol trafiğe kapatılınca büyük sıkıntılar yaşandı. İnsanlar saatlerce yollarda kaldı. Yapılanlar güvenlik açısından gerekenlerdi ancak alternatif güzergahlar da kullanılabilirdi.
    Dünkü yazısında Mehmet Barlas bu konuyu şöyle dile getirdi: "
İstanbul'u ziyaret eden bir yabancı devletin başkanı, havaalanından Yeşilköy'e getirilip bir tekneye bindirilse. Deniz yolundan Çırağan'a götürülse.
   Sultanahmet Meydanı'nı, Topkapı'yı görmek istiyorsa denizden Kumkapı'ya gitse, oradan karaya çıksa.Hem hava alır, hem de bir imparatorluklar başkenti olan kenti denizden görür.
   Bu arada trafik tıkanmaz ve dostluk amaçlı bir ziyaret, yollarda kalan insanların ziyaretçinin ülkesinden yaka silkmelerine vesile olmaz."

  
  Gerçekten çok yerinde tesbitler. Bundan sonra gelecek Devlet Başkanlarında bu yolun kullanılması daha mantıklı olacaktır.
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

PEKİN 2008


   Çin bu sene düzenlenen olimpiyatları tam bir gövde gösterisine çevirmiş durumda. Harcanan para ve açılışta yapılan gösteriler bugüne kadar yapılmış en iyi başlangıç olarak kabul edildi bile...
   Türkiye olarak her zamanki gibi olimpiyatlara iyi başlamadık. Bir kaç madalya dışında çıkışımız söz konusu değil. Zaten beklediğimizi de kimse söyleyemez. Futbol dışındaki spor dallarına maalesef ilgi göstermiyoruz, gösteremiyoruz...
   Bir de bu oyunlarda özellikle halterde yaşanan kazalar çok dikkat çekmeye başladı. Brezilyalı haltercinin halterin altında kalmasının ardından Macar haltercinin de dirseğinin dönmesi sporcular üzerinde "iyi antreman yapmadıkları" yönünden bir kuşku ortaya çıkardı...
   Bu olimpiyatlar Çin'in dünyaya gücünü kanıtlaması açısından son derece elverişli bir fırsat sundu. Çin de bu fırsatı  kaçırmadı ve tüm eleştirilere rağmen olimpiyatları başarıyla sürdürüyor. Darısı bir gün bizim ülkenin başına...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Berat Kandiliniz Mübarek Olsun

Herkese Merhabalar,

Bu gece ( 14 Ağustos Cumayı 15 Ağustos Cumartesiye bağlayan gece ) Ramazan ayının habercisi, bir af, merhamet ve mağfiret gecesi olan Berat Kandili ( Leyle-i Berat ).

Bu vesile ile siz değerli okurlarımın ve tüm islam aleminin Berat Kandilini tebrik ediyor, hakkımızda hayırlara vesile olmasını yüce Allah ( c.c. ) 'den niyaz ediyorum.

Berat Ne Demektir?
untitled
"Berat, beraet" kelimesi "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. "Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir.

"
Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol) ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.

Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur.

Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir." (*) Kaynak : islamiyet.gen.tr


Berat Kandiliniz mübarek olsun, Dualarınızı esirgemeyiniz...

Sevgi ve Saygılarımla.
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bir Kelebeği Sevmek

Bir kelebek kondu elime. aklımın alamayacağı kadar çok büyük bir güzelliğin varlığını kanıtlamaya çalışıyormuş gibi öylece duruyor. hayatta var olan bütün güçlerle beraber bakışlarımı da üzerine çekiyor. o kadar yoğun ki onun varlığı; diğer her şey onun yanında buhar olup uçuyor. varlığını hissettiren o hafif dokunuşu, bana zamanın dayanılmaz ağırlığını hatırlatıyor. akıp gitmek için can atan zamana inat, nefesimi tutuyorum, nasıl hareket edileceğini unutuyorum. onu o kadar seviyorum ki ona dokunmak için elimi uzattığımda, onun bundan çok zarar göreceğini hatırlıyorum. uçup gideceği anı unutmaya çalışırken, içimde belki tekrar gelir umudu var. ancak o kadar güzel ve değerli ki; yakalanıp, kafese kapatılmayı haketmiyor. gönlünce uçsun, gezsin, tozsun. kısacık hayatında, çok küçük bir anını benimle paylaştığı için ona çok teşekkür ediyorum. onunla çiçeklerin arasında bir an için bile olsa doya doya uçabilmek için, uzun sıkıcı hayatımdan vazgeçip içine girdiğim kozadan bir kelebek olarak çıkabilmek isterdim. bir kelebeği sevmek böyle bir şey işte.
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tuzla gerçeği



   Başlarda işçilerin kendi güvenliklerini umursamadıkları için öldüğü söylendi. Sonraları ölümler artınca tersaneler "biz üzerimize düşeni yapıyoruz" diye açıklamada bulundular...
  Bütün medya ve halk tersanelerin açıklamasını temkinli karşılamasına rağmen, bazıları bu durumun tersanelerin ekonomik gücünü yok etmek için kullanıldığını iddia etti.
  Ancak geçenlerde yaşanan "filika" faciasından sonra artık söz tükendi. Tuzla'da asgari ücrete çalışan ve hiçbir sosyal güvenceleri olmayan bu işçiler için devletin harekete geçmesi gerekiyor. Filika testi yapan işletmenin kum torbası kullanması gerekirken bunun yerine ağırlık olsun diye işçileri kullanması bir skandal değil de nedir?
   Bunun hiçbir açıklaması yok diye düşünüyorum. Yeni ölümlerin olmaması için işletmelerin işyeri güvenliği konusunda ciddi adımlar atması gerekiyor. Tersanelere sağlanan işgücünün güvenlik eğitimlerinden geçirilmesi gerekiyor.
   Dikkat ve motivasyon eksikliklerinin giderilmesi ve bu işçilerin sosyal güvenceye kavuşturulması gerekiyor. Umarım kısa sürede gerekli önlemler alınır ve 107 kişinin yaşamını yitirdiği tersaneler ölümler ile değil ekonomik başarıları ile gündeme gelir...
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu