More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  Serkan ÖZÇALIK'tan Türki...PhotosProfileFriendsMore Tools Explore the Spaces community

Serkan ÖZÇALIK

View spaceSend a message
Occupation:
Age:
Location:
Interests:
Bence, Herşey Bir Adımla Başlar...
Bence, ALLAH'a şükür kula teşekkür gerekir Bence, Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene...Bence, şehitler ölmez, vatan asla bölünmez...Bence, Hayat bir insanın asla anlayamayacağı mucizelerle doludur.Bence, insanlar bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamalılar.
Bence, en kutsal insan annelerdir.Bence, Allah bizi dinci gözüken dinsizlerden korusun!Bence, kadına el kaldıran erkek aciz ve zavallıdır..Bence, insanlar başkalarının etkisinde kalarak ya da çoğunluğa uyayım derken kendisini yansıtmayan tercihler yapmasın!Bence, herkes kendine düşen görevi en iyi şekilde HAKKIYLA yerine getirmeli, ne olursa olsunBence, hiç hata yapmamış insan hiçbirşey yapmamış insandır.Bence, Dünya, kötülük yapanlar yüzünden değil, sayıları daha çok olduğu halde, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.Bence, kahrolsun amerikan emperyalizmi türkiye space serkan space serkan space serkan blog serkan space serkan blog türkiye blog serkan blog
View space
Ali
View space
[ MehMeTCik YuVaSı ]
View space
вєтту*ѕαfα™
View space
SESLENİŞ
View space
HIZLI ve ÖFKELİ
View space
MEVLANA
View space
AYŞEGÜL
View space
Pidd@

Serkan ÖZÇALIK'tan Türkiye ve Hayata Dair,serkan space serkan blog türkiye space türkiye blog çanakkale space serkan spor space

Vatanımızı Burada Daha Yakından Tanıtacak,Bir İNSAN,TÜRK ve MÜSLÜMAN Olarak Sahip Olduğumuz Değerleri Tekrar Hatırlıtacağım,serkan space serkan blog türkiye space türkiye blog çanakkale space serkan space serkan blog gelibolu space spor space sevgi serkan

Nesli Tükenen İnsanlar

cekirge_kibrit

 *Sigara içmeyen şehirler arası otobüs şoförü
*Siz istemeden fiş veren küçük esnaf..
*Arabasının üzerine bavullarını saran Almancılar
*Bu kıyafet size yakışmadı diyen tezgahtar,
*Emniyet kemeri takan taksi şöförü,
*Trafikte küfür etmeyen araç şoförleri,
*Kadınların dişilikten daha çok insan olduklarını düşünen erkekler ,
*Şarkıları, müzikleri ile sözlerini bağdaştırarak söyleyen şarkıcılar (günümüzde bu olay" altı şişhane üstü kasımpaşa" niteliğinde),
*Verdiği üç kuruşu vergi zannetmeyen esnaf-tacir
*Yalan söylemeyen politikacı(böyle bir şey hiç oldumuydu ki)
*Bayramlarda el öpünce para veren yaşlılar...
*"Tabiî ki de" ve " atıyorum" demeden konuşabilen genç
*Traş olmuş ve koku sürmüş taksi şoförü
*Kapısında toplanmış kedileri uzaktan gördüğünde ne dükkanı olduğunu anladığın güvenilir mahalle kasapları,
*Siz söylemeden çiçek alıp gelen erkek arkadaş
*Yağmurlu ve karlı havalarda da sizi almaya can atan taksiler
*Yolların ve trafik kurallarının kendilerine özel olduğunu zannetmeyen sürücüler
*Sabah sabah tanımadığı insanlara günaydın diyerek gülümseyen insan türü
*İşi bilmeyen ama kendi hatalarını açıkça söyleyip, kabullenen patronlar
*Karısı çirkin ve şişman bile olsa, gözü ondan başka kimseyi görmeyen erkekler
*Bayan yolcuları dikiz aynasından dikizlemeyen muavin
*Altın günleri yerine evde oturup kitap okumayı tercih eden ev kadınları
*Yaya geçidinden geçen yayaları/yayayı görüp geçmesi için yavaşlayan hatta duran şoförler.
*Hep daha fazlasını istemeyen, sadece ve sadece halkını düşünen politikacılar.
*Sağa, sola manevralarda "sinyal" veren, etrafını kontrol ederek, gerektiği gibi araç kullanan, gereksiz klakson çalmayan, makasa girmeyen minibüs şoförü.
*Güleryüzlü devlet çalışanı. (Bu canlının soyunun tükenmesinde devlet etmeni büyük rol oynamıştır.)
*Bayan adı ve maili kullanarak kurbanın bilgisayarına girmeye çalışmayan erkek hacker türü. (HackeropatusKiddus)
*Belediye otobüsüne bindiğinizde selamınızı alan şoförler... (ben genelde günaydın falan derim de)
*Çayınıza kaç şeker attığınızı bilen arkadaşlar:
*Psikolojisi normal olan insanlar
*Hastanede görevi hastabakıcılık olup da hasta yakınlarından para almadan iş yapan bakıcılar..
*"Abi ben karşının şoförüyüm" yalanını söylemeden erkekçe "abi ben yeni başladım" diyen taksi şoförleri..
*Vatandaşı "oy pusulası" olarak değil de insan olarak gören politikacılar..
*Km.saati ile oynama yapmadan 2.el araç satan galericiler...
*Asıl görevlerinin büyük şirketlere eğitim vermek değil de, üniversite öğrencisi yetiştirmek olduğunu düşünen ve uygulayan Hocalar..
*5 dakika korna çalmadan ilerleyebilen minibüs şoförleri
*Simidini paylaşan amca...
*Sırtınızı sıvazlayan dost...
*İstemeden zam veren patron
*Dizini dövmeyen babalar
*Küfretmeyen Taraftar,
*Taraf tutmayan Hakem,
*Rüşvet almayan gümrük memurları
*Yerlere çöp ve sigara izmariti atmayan düşünceli insanlar

Site EkleSite Ekle Link ArsiviDiyetBacklink arabam  Site Eklesite ekle link ekle  ankara nakliyatankara nakliyatankara nakliyat    Ekle"TRsites.NETKaliste.NETToplist Estetik Technorati ProfileSite Ekle "ToplistSite Ekle Link Ekle Url sitelerSite Ekle Link Arsivi Jital.com

Add to Technorati Favoritesarama motoruSiteEkle.Com.Tr

 

Bu Kadar Sevebilir misiniz?

biraz uzun gibi ama kesinlikle okurken farkına varmadan bitirmiş olacaksınız.......

y1p8auIJFI-W-_ITdu698zBZ9Xq3dhPgwkKxCO0DmcaIe072pvNuG1pEZjoRBggM5X2iODHfCb_I3EBir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak..." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirliyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..." Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya..." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti…her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını.Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu.Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda. İlk kâğıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın...

Ve son kâğıtta şunlar yazılıydı:

 

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...

Para!

paraYaşam Aracımız Para
Para istisnasız hepimizin doğumumuzdan ölümümüze kadar üzerinde en çok durduğu olgudur. Sürekli üzerinde ince hesaplar, konuşmalar, yaşam tarzı belirlemeler ve daha bir çok şey yapılmıştır. Parayla yatıp parayla kalktığımız günler elbetteki herkesin hayatında en az bir kere olmuştur.

Peki:
Para nedir?
Nerede kazanılır?
Nasıl kazanılır?
Neden kazanılır?
Ne zaman kazanılır?
Kimler parayı kazanabilir?

Para yüzyıllar önce bir çuval buğdaya bir koyun takası dediğimiz dönemlerde sıkışan bir aklı evvel Lidyalı tarafından bulunmuştur. Para aslında sadece bir düşüncedir, bir olgudur. Elimizde tuttuğumuz o soğuk madenler ve kağıt parçaları sadece aklımızdaki hesabımızı doğru yapabilmemiz için dokunarak düşünmemizi sağlayan maddi parçalardan başka bir şey değildir. İnsanoğluna verilen bir kredi makbuzudur aslında. Para bir kağıt parçasından ve bir metal yığınından daha ötedir aslında. İnsanın gösterdiği gücü, hayat kaynağı, düşünce şekli, hevesi, heyecanıdır. Kimisi için bir silahtan ibaretken, kimisi için doyuracağı bir karındır, kimisi için bir lüks iken, kimisi için bir zorunluluktur.

Para istenilen her yerde kazanılabilir. Yeter ki istemelidir insan. Şöyle bir etrafımıza baktığımız zaman herşeyi daha kolay ve daha basit anlayabiliriz. Günümüzde hayat ikiye ayrılmıştır. Düşünsel hayat ve fiziksel hayat. Gücünü kullanarak hayatını kazanan sınıf ile aklını kullanarak başkalarının fiziksel gücünden yararlanan hayat vardır. Peki sizin gözünüze hangisi cazip geldi? Tabii ki aklını kullananlar. Çünkü istediğin herşey onda vardır. Buradan anlayacağımız gibi. Eğer ki hayal gücünü ve zekanı kullanabiliyor ve karşındakini alt edip kendine hayran bırakabiliyorsan işte o zaman paranın kapısını aralamış olursun. Eğer zekanı ve hayal gücünü kullanamadığın bir yerdeysen işte asıl orada hiç bir şey kazanamazsın.

İlk olarak aklın herşeyden arınmış olmalıdır. Başka sıkıntıları bir kenara bırakıp direk istediğin ve elde etmeye çalıştığın şeye odaklanmış olman gerekmektedir. Eğer arkadaşlarınla felekten bir gece çalamadıysan ve bu içine ukte olduysa; arkadaşlarınla fele
 
kten bir gece çalmak senin için bir kazanç kapısıdır, eğer ki sonra yaparım diyerek bunu erteliyorsan da işte o zaman da senin için bir kayıp kapısıdır. Bazen en saçma dediğimiz şeyler bile her zaman için bize birer fayda sağlamıştır. İstediğin şey her neyse ona odaklandığın zaman bu yolun yarısını buldun demektir. Şimdi geriye o işi başarıyla sonuçlandırmak yani o iş için gerekli olan herşeyi büyük bir zevk ve kolaylıkla yapmana kalmıştır.

Para ilk bulunduğu zamanlarda daha ince bi ticaret anlayışını gütmüştür. Fakat bizim dönemimizde artık herşeyin başı paradır. Herşeyin başı sağlığınız bozulduğu anda yağdırdığınız milyarlar paradır. Artık günümüzde para herşeyin dermanı olmaya başlamıştır. Herkes için ön sıralarda değerler vardır. Fakat hiç kimse için paranın aldığı ön sırayı başka bir şey alamamaktadır. Kimisi için silah, kimisi için huzur, kimisi için ibadet, kimisi için eğlence, kimisi için yaşam tarzı en ön sıradadır. Fakat gördüğünüz gibi hiç birisi parasız yapılamamaktadır. Para geleceğimiz için kazanılır bu günümüzden harcanır.

Herkesin bir hayal gücü herkesin bir azmi ve herkesin bir amacı vardır. Aradaki tek fark günümüzde kafayı çalıştırmaktan başka bir şey değildir. Kimisi okur ve yüksek makamlara gelir. Kimisi ise bilgisayar gibi gördüğümüz şu hayatta bir açık yakalamış ve oradan virüs gibi girerek büyümüştür. Her zaman için büyük düşünüp makul oynamak gerekir hayatı. İşte para o zaman kazanılır. Kendini riske atmadan hiç bir zaman büyük kazanamazsın. Ama riskinde senden alabileceği çok şey vardır. Riski sıfıra yaklaştırmaya çalıştıkça kendinden bir parça vermektesin hayata. Risksiz bir kazanç düşünülemez zaten.

Herkes istediğini alır. Arayan herşeyi bulur. Parayı kimin kazanıp kimin kazanamayacağına hiç bir zaman karar veremez hatta bunu kestiremezsin bile. Hani derler ya herkesin bir nasibi vardır. Aslında herkesin bir düşündüğü vardır. Herkesin diğerlerinden farklı olduğu anlar vardır. O farklılıklar kişiye o kazancı sağlarlar. Hiç kimse diyemez ki Ben bu dünyadan kazançsız gittim hiç bir şey kazanamadım. En büyük değerimiz ve herkesin elinde bulunan kazanması en kolay olan parayı bile kazanamadım diyemez. İstemek başarmanın yarısıdır.
 

Evlilik

evlilikİyi Bir Hayat Herkesin Hakkı
Herkes kesinlikle ileride evlenmeyi, iyi bir eş, güzel çocuklar ister. Peki ya sorumluluklarımızı yerine getirebiliyor muyuz? Özetle sıralamaya kalkışırsak eğer:

Güven verip güvenmeyi öğrendik mi?
Kendi çıkarlarımızı aile çıkarlarının altında tutmayı başardık mı?
Karşımızdaki eşimiz konumuna bürünmüş kişiye değerli olduğunu gösterip her dakika destek olmaya çalıştık mı?
Peki ya gelecek?
İlerde boşanıldığında mallar kimde kalacak?
Çocuklara nolacak?
Peki eşim gönül eğlendirmelik mi yoksa bir ömür boyu onunla devam edebilir miyim?

Bir sürü sorunlarımız olduğu gerçektir. Bunların en başında güven vardır. Karşımızdaki her zaman için hayata tutunmaya çalışır aynı biz gibi. Bir farkımız yoktur karşımızdakiyle. Kendi hayatımız için başkasının hayatını hiçe sayabilme gibi bir iç güdüsel silahımız vardır. Evlendiğinde acaba paran için mi, güzelliğin için mi ya da her ne çıkarı varsa o çıkar için mi seninle evlendi? Tabii ki bunu bilemezsin. Herkes yüzüne gülebilir. Herkes rol yapabilir. Evlilik sorunlarından en büyüğü ise ilerde boşanma olursa nolacağıdır. Bu düşünce boşanmanın yarısını oluşturur. En tehlikeli düşüncelerden birisidir
 
aslında bu. Evlilikte aslında herşey karma karışıktır. Çünkü artık kendi çapınızda bir devlet kurmuş ve hükümet rolü üstlenmişsinizdir. Eğer ki doğru yerden başlarsanız bir müddet daha doğru yerden hiç dokunmasanızda gidecektir evlilik. Bu size yeterli zamanı kazandıracaktır. O sırada neyin ne olduğunu öğrenmeniz sizin önünüzdeki bir ömürde mutluluğunuzu garanti edecektir.

Eşimize güvenmeli
Onunla geleceğinizi ne güzel şekilde hayal etmeli ama büyük hayal kırıklıkları yaratacak ulaşılmaz hayaller kurmamalı
Kendinize, birbirinize karşı her yönden ilgi vermeye zorunlu görmek yerine uyuşan zevklerinizde buluşmalı
Her zaman birbirinizi sıkmalı ama her zaman birbirinizi rahat bırakmalısınız.

Güzel bir hayatı hepimiz isteriz. Fakat ne istediğimizi ve bunun için hangi yoldan gitmemizi gözlerimizi açıp iyice bakmalıyız. Ulaşacağımız sonucun güzelliğine aldanıp üzerinde yürüyeceğimiz yolun çilelerini göz ardı edemeyiz. Sonucun güzelliğini bazen yolların sıkıntıları yok edebiliyor. Bu yüzden hem yolu hem sonucu en güzel olan şeyleri seçmemiz gerekiyor.

Güzel bir evlilik güzel bir birliktelik herkesin hakkı ama hiç bir zaman kalple mantığı ayrı tutmamalısınız. Hem kendiniz için hem de karşınızdaki kişi için kötü sonuçlar sizin sayenizde doğabilir. İyi düşünün iyi yaşayın.

BİR ÖĞRETMEN HİKAYESİ

ogretmenBir öğretmen nasıl olmalı? Öğrencilerin başarısızlıklarının arkasında yatan nedenler konusunda bize ders verecek olan çok duygusal, yaşanmış bir öykü. Mutlaka okuyun..

Okulun ilk gününde 5 nci sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi.   Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini ayni derecede sevdiğini söyledi.   Ancak, bu imkânsız idi, çünkü ön sırada, oturduğu yerde bir yana kaykılmış, ismi Teddy Stoddard olan küçük bir oğlan vardı.

Bayan Thompson bir yıl önce Teddy´yi izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak, Teddy tatsız olabiliyordu.

 Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Thompson onun kâğıtlarını büyük kırmızı bir kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (X) yapmaktan ve kâğıdının üstüne büyük "F" (en düşük derece)  koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Thompson´un okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Teddy´nin kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatini gzden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karsılaştı.

Teddy´nin birinci sınıf öğretmeni söyle yazmıştı,
"Teddy gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli."

İkinci sınıf öğretmeni söyle yazmıştı,
"Teddy mükemmel bir örgenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yasamı mücadele içinde geçiyor."

 Üçüncü sınıf öğretmeni söyle yazmıştı,
"Teddy´nin annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Teddy elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evdeki yasamı yakında onu etkileyecek." 

 Teddy´nin dördüncü sınıf öğretmeni söyle Yazmıştı, "Teddy içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." 

Şimdiye kadar, Bayan Thompson problemi kavradı ve kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlarla sarılmış Noel hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissetti, Teddy´nin ki hariç. Teddy´nin hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı, Bayan Thompson onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu.

Bayan Thompson paketten taslarından bazıları düşmüş yapma elmas taslı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesi çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesini engelledi, bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. 

Teddy Stoddard o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı,

"Bayan Thompson, bugün aynı annem gibi kokuyordunuz".

 

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Thompson en az bir saat ağladı. O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı.

Bayan Thompson Teddy’m özel dikkat gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu.

Yılın sonuna kadar, Teddy sınıftaki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları ayni derecede sevdiği yalanına rağmen, Teddy onun gözdelerinden biri idi. Bir sene sonra, Bayan Thompson kapısının altında Teddy´den bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Teddy´den bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. 

Yine Bayan Thompson´un tüm yaşamındaki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi.

Bu kez fakülte diplomasini aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala karsılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı, Theodore F. Stoddard, MD. (tip doktoru).

Öykü burada bitmiyor. Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var. Teddy bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu Ve evlenme töreninde Bayan Thompson´un damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Bayan Thompson bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu? Tasları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Teddy´nin annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Stoddard, Bayan Thompson´un kulağına şöyle fısıldadı, "Bana inandığınız için teşekkür ederim Bayan Thompson. Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark yaratabileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim" Bayan Thompson, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi, "Teddy, yanlış şeylere sahiptin. Bir fark yaratabileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum". 

( Teddy Stoddard, Deş Moines´teki Stoddard Kanser Binası olan  Iowa Methodist´te doktordur.)

View more entries
 

Ziyaretiniz için teşekkürler

  • View space
    HÜLYA AKSU
    May 08 11:39 PM
    GÖNDERGIN VIDEO ICIN TSKLER
    SAYFAN COK GÜZEL OLMUS YÜREGINE SAGLIK
  • View space
    @aAaArRrRTttTtTiİiİiiİssSSstttTT
    May 08 9:29 PM
     çok güsel miş spacesin...
  • View space
    May 06 11:01 PM
    sevgili canımdan bile çok değerli asil kanda mevcut olan  vatan evladımız  SERKAN  canımız ciğerimiz herşeyimiz   seni çok seviyoruz.iyiki sen varsın rabbim sana çok çooooooooooooooooooooooooooookk   uzun ömürler versin.çooooooooooooooooooookk     yaşa  emi.   saygılarımla.   ercan  ağbin.
  • View space
    RABİA :D
    May 06 12:37 AM
    benden de sana merhaba hayırlı geceler herşey gönlünce olsun...
                                                                   
                                                                                            (-_- RABİA -_-)
  • View space
    May 04 3:27 PM
    gerçekten tebrikler çok beyendim ellerine sağlık...
More...
Tüm bloglarımın,paylaşımlarımın olduğu bu listede yüzlerce yararlı,ilgi çekici,bilgi dolu blog ve makale bulacaksınız